KORONAVİRÜSÜN (COVID-19) TÜRK BORÇLAR HUKUKU VE SÖZLEŞMELER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Hazırlayan: Stj. Av. Bengisu Salmaner

KORONAVİRÜSÜN (COVID-19)

TÜRK BORÇLAR HUKUKU VE SÖZLEŞMELER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

İlk olarak Çin Halk Cumhuriyeti’nde ortaya çıkan ve tüm Dünyaya hızla yayılan koronavirüs (COVID-19) salgın hastalığı Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel pandemi olarak ilan edilmiştir. Bulaşma şekli ve hızı sebebiyle COVID-19, toplumu alıştığı hayat düzenini değiştirmeye itmiş; salgının yayılmasının engellenmesi amacıyla alınan önlemler, salgının yayılmasını yavaşlatmakla beraber ticari ilişkileri ve sosyo-ekonomik hayatı neredeyse durma noktasına getirmiştir.

Ülkemizde ilk vakanın görülmesine kadar hükümet bazında tavsiye niteliğinde uyarılar olmuş, toplumun bir kesiminin hastalığın buluşma riskine karşı kendi bireysel önlemlerini alması ile alışveriş merkezleri, eğlence mekânları, restoran ve dinlenme yerlerinin gelirlerinde önemli bir düşüş yaşanmıştır. Ardından çeşitli firmalar, koronavirüs ile mücadele kapsamında önlem almak ve çalışanlarını da korumak amacıyla mağazalarını kapatmışlardır. Koronavirüsün beklenmedik bir hızla yayılması sonucu, ulusal ve uluslararası düzeyde açık veya kapalı alanlarda düzenlenecek her türlü bilimsel, kültürel, sanatsal ve benzeri toplantıların veya aktivitelerin (organizasyonların) Nisan ayı sonuna kadar ertelenmesine karar verilmiştir. İç İşleri Bakanlığı tarafından yayımlanan kararnameler ile sinema, eğlence mekânları, kıraathane, işyerleri vb. birçok işyeri geçici olarak kapatılmıştır. Sektörlerin birbiri ile bağlantılı olması, çalışmaya devam eden hizmet sektörlerini de etkilemiş; koronavirüs salgını birkaç istisna sektör dışında tüm dünyayı ekonomik dar boğaza sokmuştur.

Koronavirüs salgınının mevcut ve ileride artabilecek ekonomik etkilerinin sözleşmesel ilişkiler açısından mücbir sebep olarak kabul edilip edilmeyeceği ve salgın nedeniyle edimlerin ifa edilmemesinin sözleşme ihlali oluşturup oluşturmayacağı hususlarının sonuçları dâhilinde değerlendirilmesi gerekmiştir.

Koronavirüs salgını mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilir mi?

Salgın hastalık nedeniyle alınan tedbirlerin sözleşmelerin ifasında yarattığı güçlük, salgın hastalıkların mücbir sebep olarak nitelendirilmesini gerektirir. İfa imkânsızlığı üst başlığı altında incelen maddi imkânsızlık doktrinde ve uygulamada mücbir sebep olarak adlandırılır. Mücbir sebebin Türk Borçlar Kanunu’nda bir tanımı yoktur. Bunun yanı sıra mücbir sebep Yargıtay içtihatlarında şu şekilde tanımlanmaktadır:

“Borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak ve kaçınılmaz bir şekilde yol açan öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır.” 1

Bu anlamda deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi haller mücbir sebep sayılır. Yargıtay içtihatlarına göre sadece yıldırım düşmesi, kasırga, deprem gibi doğa olayları değil; bazen savaş, ihtilal, isyan gibi insana bağlı beşeri ya da sosyal bir olay, hatta ithal yasağı, kamulaştırma gibi hukuki bir olay da mücbir sebep olabilir.2 Örneğin Yargıtay bir kararında ihraç-ithal yasaklamalarını mücbir sebep olarak kabul etmiştir.3 Bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için o olayın önceden sezilemez, karşı konulamaz olması ve harici bir etkenden ileri gelmiş olması gerekir. Yargıtay içtihatlarında tanımı yapılan mücbir sebebin unsurları; olay, haricilik, kaçınılmazlık, öngörülemezlik, borcun ihlali ve borcun ifa edilememesi ile mücbir sebep arasında illiyet bağının bulunması olarak sayılmıştır. Bu temel kıstasların yanı sıra Yargıtay’ın, mücbir sebep oluşturduğu iddia edilen olayın ülke genelinde etkili olup olmadığı, benzer hukuki ilişkilere etkisi ve tarafların tacir olup olmadığı gibi kıstasları da değerlendirdiği görülmektedir.4 Bu bağlamda salgın bir hastalığın yaratacağı etkiler de mücbir sebep kapsamında değerlendirilebilecektir.

Koronavirüsün çok yeni ortaya çıkan bir hastalık olması sebebiyle, Türkiye’de, mücbir sebep oluşturabileceği yönünde henüz spesifik bir Yargıtay kararı bulunmamaktadır. Bununla beraber Yargıtay’ın daha önce domuz gribi, kuş gribi gibi salgın hastalıklar ile ilgili verdiği kararlara bakıldığında bu tür salgın hastalıkları mücbir sebep olarak kabul etmemiş olduğu göze çarpmaktadır.5 Ancak, koronavirüs salgınının daha önce Yargıtay kararlarına konu olmuş olan bu salgın hastalıklara oranla dünya çapında çok daha öngörülemez bir hızla yayıldığı dikkate alındığında yaşanan koronavirüs salgını kanaatimizce hukuken bir mücbir sebep hali olarak değerlendirilebilecektir. Bununla birlikte Yargıtay’ın mücbir sebep değerlendirmesi yaparken olay bazında -başka bir ifade ile taraflar arasındaki somut olayın koşullarına göre- karar vermekte olduğunu, bu bağlamda mücbir sebep halinin olay özelinde değerlendirilmesi gerektiğini de önemle belirtmek isteriz.

Koronavirüs salgın hastalığı nedeniyle yerine getirilemeyen yükümlülükler borçlunun temerrüdüne sebep olur mu?

Sözleşme genellikle birbirinden farklı menfaat ve amaçlarla hareket eden kişiler arasında hukuki bir sonuç doğurmak ve özellikle bir borç ilişkisi kurmak, söz konusu hukuki ilişkiye yönelik olarak birtakım hak, yükümlülük ve sorumlulukların düzenlenmesini sağlamak amacıyla yapılan anlaşmadır.6 Kimi zaman söz konusu yükümlülüklerin ifası tarafların iradelerinden bağımsız olarak imkânsız hale gelmekte, bir başka deyişle ifa imkânsızlığı ortaya çıkmaktadır. Kanun koyucu, 6102 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun TBK’nın 132. ve 136. maddeleriyle ifa imkânsızlığı ve sonuçlarını düzenlemiştir. Bu hükme göre mücbir sebebin varlığını ve borcu ifa etmenin imkânsızlığının bu sebepten ileri geldiğini ispat eden borçlunun borcu sona erer.

İspat yükü borçluya ait olmak üzere, ifanın imkânsızlığını ispatladığı ölçüde borçlunun sorumluluğu sonlandırılmıştır. TBK m. 136’da; “Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder…” denilmek suretiyle ifa imkânsızlığının sonuçları düzenlenmiştir.

Salgın hastalık gibi, imkânsızlığın borçluya yüklenemeyen sebeplerden kaynaklanması halinde borçlu aynen ifadan kurtulduğu gibi, alacaklının borcun ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zararlarını tazmin etmekle de yükümlü olmayacak, böyle bir durum sözleşmenin ihlali anlamına gelmeyecektir.

Taraflar arasındaki sözleşmede mücbir sebep maddesinin bulunmasının uyuşmazlığın çözümüne etkisi nedir?

Olası uyuşmazlıklarda taraflar arasındaki sözleşmenin mücbir sebep maddesinin varlığı, yazılış şekli ile somut olayın özellikleri de önem arz edecek ve uyuşmazlığın çözümündeki başarı şansını belirleyecektir.

  • Taraflar arasındaki sözleşmede mücbir sebep düzenlemesinin yer alması ihtimalide; sözleşmede salgın hastalıklara ilişkin bir hükmün olup olmadığı değerlendirilmelidir. Eğer salgın ile ilgili açık bir düzenleme yer alıyorsa bu durumda sözleşmede yer alan yükümlülüklere uygun şekilde tarafların borçları sona erecektir. Salgın ifadesinin yer almaması halinde de “ve benzeri” kavramının içinde olduğu kabul edilerek hükmün geniş şekilde yorumlanması gerekecektir.
  • Sözleşmede mücbir sebep düzenlemesi olmaması veyahut taraflar arasında herhangi bir yazılı sözleşme olmaması halinde ise; sözleşme kanunlarda yer alan bağlayıcı düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilecektir. Salgın sebebi ile sözleşmenin ilk kurulduğu anda mevcut edimlerin dengesi artık bir taraf için çekilemez derecede bozulmuş olabilir. Bu durumda “işlem temelinin çökmesi” olarak adlandırılan hukuki kavram ortaya çıkar. Buna göre sözleşme ya yeni duruma/durumlara uygun hale getirilmeli ya da bunun mümkün olmaması halinde ortadan kaldırılmalıdır. Eğer sözleşmenin yeni durumlara uyarlanması söz konusu ise taraflar birlikte bir anlaşmaya varabilirler, eğer bu anlaşma olası değilse, taraflardan biri hâkimin müdahalesi ile sözleşmenin uyarlanmasını TBK’nın 138. maddesi uyarınca mahkemeden isteyebilir. Bu ihtimal de ticari ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi açısından başvurulabilecek seçeneklerden biri olabilecektir.

Sonuç olarak, Dünya Sağlık Örgütü’nün 30 Ocak 2020 tarihli açıklaması ışığında,  koronavirüs (COVID-19) adlı virüsün insan üzerindeki etkilerinin tüm insanlık için ciddi bir tehdit oluşturması ve hükümet bazında acil önlemler alınması, kanaatimizce tüm şahıslar için bu salgın hastalığın mücbir sebep niteliğinde olabileceğine işaret etmektedir. Böyle bir durumda ticari işletmenin asli unsurları olarak kabul edilen ve işletme değerini etkileyen her tür menkul, gayri-menkul, fikri mülkiyet vb. mallar ile işletmeye özgülenen malvarlığına ilişkin her bir sözleşmede yer alan yükümlülük/borç ve sair sorumluluklar artık mücbir sebep sebebiyle sona erebilecektir. Ancak koronavirüs durumunun mücbir sebep teşkil edip etmeyeceğinin somut olay bazında değerlendirileceğini bir kez daha hatırlatmak isteriz. Bu bakımdan kişi ve kuruluşların koronavirüs sebebiyle alacakları sözleşmenin feshi, askıya alınması, ifanın ertelenmesi ve benzeri kararları büyük bir titizlikle incelemesi ve bu konuda alanında uzman kişilerden destek almalarını önemle tavsiye ederiz.    

Konuyla ilgili diğer sorularınız için bizlerle her zaman iletişime geçebilirsiniz.

E-posta: info@turhanturhan.com

__________________________

1 YHGK, E. 2012/11-1096, K. 2013/382, T. 20.3.2013; YHGK, E. 2012/10-1141, K. 2013/282, T. 27.2.2013; YHGK, E. 2017/11-90, K. 2018/1259, T. 27.6.2018.

2 YHGK, E. 2015/10-1100, K. 2018/1185, T. 13.6.2018; YHGK, E. 2015/10-2682, K. 2019/986, T. 1.10.2019.

3 Y19HD, E. 2002/4558, K. 2002/6953, T. 25.10.2002.

4 Y11HD, E. 2014/8068, K. 2014/16238, T. 23.10.2014.

5 Y23HD, E. 2015/7538, K. 2016/719, T. 11.2.2016; Y23HD, E. 2013/2022 K. 2013/4231 T. 20.6.2013; Y23HD, E. 2013/8156 K. 2014/3159 T. 22.4.2014.

6 Selahattin Sulhi TEKİNAY, Sermet AKMAN, Haluk BURCUOĞLU, Atilla ALTOP, Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 6. Bası, İstanbul 1988, s. 65.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir